Basın Odası

Organik tarıma mutlaka geçilmesini savunan Milletvekili Hasan Karal, organik sıvı gübrenin de tutmadığını söyledi

Çay tarımı konusunda önemli açıklamalar yapan Karal önce üreticinin çaya sahip çıkmasını istedi. Karal toprağın artık kömürleştiğini ve 10 yıl sonra çay vermeyeceğini belirterek “Acilen organik tarıma geçilmelidir.” dedi

Organik gübrede sıvı değil, katı gübrenin ilgi göreceğini kaydeden Kara “Bu konudaki görüşlerimizi her platformda dile getiriyoruz. Zaman geçmeden organiğe dönmeliyiz. Ya toprağımızı ve çayımızı kurtaracağız ya Batum gibi olacağız.” dedi

Organik gübre konusunda bugüne kadar ciddi çalışmalarınız var. Çay üreticisinin organik gübre kullanmasından yanasınız. Bu konuda kesin ve net bir duruşunuz var. Neler söyleyeceksiniz? Bu karara nasıl vardınız?

Hasan Karal: Kesinlikle organik gübreye geçilmelidir. Organik gübre ve bölgede organik çay tarımına geçilmesi konusu, Türk çaycılığını doğrudan ilgilendiren en önemli konudur. Ben bu konuda biraz radikal ve uç düşünüyorum. İnşallah yanılırım ama ortaya çıkan veriler pek yanılmayacağımı gösteriyor. Bölgemizde Türk çaycılığını kurtarma adına ve Türk çayının bir dünya markası olabilmesinin yolu, organik tarıma geçiştir. Bizim çayımızın dünya markası olamaması hâlinde geleceğini çok parlak görmüyorum. Hemen yanı başımızda bir tecrübe var. O tecrübe de Batum tecrübesidir. Kısa bir sure öncesine kadar Batum’da çay tarımı yapılıyordu. Şu anda son durum Batum’daki çaylık alanlarının tamamen ormana dönüşmüş olmasıdır. Benzer bir durumun bizim bölgemizde yaşanmasından benim endişelerim ve korkum var. Türk çayını dünya markası yapabilmek için önce üreticinin çayı önemsemesi lâzım. Ne yazık ki bu değerden uzaklaşıyoruz. Bakınız bölgemiz insanının belli bir kısmı artık çaya farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı. ‘Bir an önce bu çayı vereyim ve kurtulayım’ mantığı ile olaya bakıyor. Ve belli bir kesim insanımızın da çaya ekmek teknesi olarak bakmadığını görmekteyim. Aslında bu konuştuklarım son derece uç cümleler. Aslında bunları söylerken canım çok sıkılarak söylüyorum. Ama gerçek böyle…

Çay bölgesi dediğimiz Artvin, Rize, Trabzon, Giresun-Tirebolu bölgesinde resmi rakamlara göre yaklaşık 35 bin Gürcü işçi çay topluyor. Bu bölgemiz açısından son derece tehlikeli bir gelişmedir. Demek ki bölgemiz insanı artık çaylığa da girmek istemiyor, kendi çayını da toplamıyor. Ve kilo esasına dayalı olarak çay tarımı yapılmaktadır. Dolayısıyla çay toplamak için gelen Gürcüler ‘Daha çok çay toplayayım, daha çok para alayım’ endişesi ile adeta makası daha da aşağıdan vurarak, kaliteli çay toplamaktan öte daha çok çayın kalınlaşmış, odun kısımlarını toplayarak da ‘Akşamleyin daha çok para alırım’ düşüncesiyle çalışmaktadır. Bu çayımızın kalitesini düşürüyor ve çayımızın dünyada bir marka çay olmasının önüne adeta bir tıkaç olarak çıkıyor.

Sorunlarımızdan birisi bu... Bir diğeri de toprağın zehirlenmesi. Toprağı kaybediyoruz. Ondan bahseder misiniz?

Evet, şimdi bir defa bizim bu organik çay tarımına geçmekteki amaçlarımızdan bir tanesi de bölgemizin toprağının haysiyetini ve şerefini kurtarmaktır. Artık Bölgemizin toprağı adeta toprak olmaktan çıkmıştır. Bunu ben söylemiyorum, bilim insanları söylüyor. ‘Çay bölgesinin toprağı kömürleşmiştir’ deniliyor. Ve zaten kömürleşmiş bu toprak, özelliklerini kaybetmiş bir toprak 10-15 yıl sonra zaten çay vermeyecektir’ deniliyor. Bunu Türkiye’nin en önemli toprak bilimcileri ifade ediyor. Tarım Bakanlığının yapmış olduğu bilimsel toplantılarda bizzat bu konu bize anlatıldı ve önümüze fotoğraflarla birlikte görsel olarak da konuldu. Dolayısıyla biz burada hem çayımızı kurtarmak hem de bölgemizin toprağını kurtarmak amacını güdüyoruz. Bunun tek yolu da organik tarıma geçmektir. Bakınız organik tarıma geçen yörelerimizde 60-70 sene önce görülen bitkiler yavaş yavaş tekrar görülmeye başladı. Ve yine 50-60 yıl önce görülen bazı hayvanlar yeniden görülmeye başlandı. Bu ne demektir, bu bölgelerde özelikle toprak eski, asli hüviyetine dönmeye başlamış anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla ben her zaman şunu ifade ediyorum: Bizim çayımızın Rize’de, Trabzon’da, Giresun’da, Çanakkale’de, Ankara’da içilmesi meseleyi çözmüyor veya bu saydığım illerdeki marketlerde satılması meseleyi çözmüyor. Bizim çayımız, Türk çayı eğer Atina’da, Londra’da, Paris’te New York’ta satılır bir hale gelirse bizim çayımızın önü açıktır. Şu anda buralarda organik çay var. Gelişmiş ülkeler organik çay istiyor, organik çay arzu ediyorlar. Allah’ın bir lütfudur, dünyanın en kaliteli çay bitkisi bizim bitkimizdir. Çünkü üzerine kar yağmaktadır. Kar yağdığı için de haşere ürememektedir. Ama maalesef dünyanın en kaliteli kuru çayını üretemiyoruz biz. Bizden daha kaliteli kuru çay üreten ülkeler var. Biz istiyoruz ki dünyanın en kaliteli kuru çayını biz üretelim. Bunun da tek bir yolu var, organik çay tarımına geçiştir.

Organik tarımda şimdi gübre konuşuluyor. Gübrede iki tür var, bir sıvı gübre, bir katı gübre. Sizin sıvı gübre konusundaki görüşünüz ne?

Biz bölgemizdeki üreticilerle yaptığımız istişareler ve gözlemlerimize dayanarak söylüyorum; üreticilerimiz sıvı gübreyi pek tasvip etmiyorlar. Yani sıvı gübrenin hem toprakla buluşturulması hem de özellikle işçiliği noktasında bir takım zorluklarla karşılaşılacağı kaygısıyla diğer katı gübreyi insanlarımız daha çok benimsiyor. Bizler de vatandaşımızın bu görüşü doğrultusunda yani katı gübrenin sıvı gübreden daha çok destek göreceğini düşünüyoruz. Biz bu konuda görüşlerimizi de ilgili yerlere dile getiriyoruz. Ama kesinlikle altını çiziyorum bizim bölgemizin hem toprağının ve hem de çayının kurtuluşu bence kanaatime Gore tamamen organik tarıma geçişle mümkün olacaktır. Ve organik gübreyle beraber sağlanmış olacaktır diye söyleyebilirim. Ya toprağımızı ve çayımızı kurtaracağız ya da Batum gibi olacağız. Bu kadar yakınımızdaki örnekten nasıl ders çıkarmayız!..

http://www.gunebakis.com.tr/gundem/organik-ama-sivi-gubre-degil-h6385.html