Tüm Bloglar

2011 yılında faaliyete geçen ve bugün sektörde bilinen bir isim haline gelen HEXAFERM, Dünya’da gittikçe önem kazanan bir konu haline gelen organomineral gübrenin, Türkiye kolunda önderliğini yapmanın haklı gururunu yaşıyor. Organomineral gübrelerin vermiş olduğu doğal avantajlar ile günden güne büyüyen ve daima ileriyi hedef alan firma; çiftçiye, doğaya, ülke ekonomisine ve gelecek nesillere yatırım yapmaya devam ediyor. Hexagon Katı Atık Pazarlama ve Satış Genel Müdür Yardımcısı Kadir Nebioğlu’nun da söz etmiş olduğu gibi; geri dönüşümü destekleyen organomineral gübreler, hem tabiata hem de ülkenin ticaretine ve ekonomisine büyük katkılarda bulunuyor. Düşük alanda yüksek verim almayı sağlayan organomineral gübreler çiftçinin bir numaralı tercihi olurken; gelecek hedeflerine hız kesmeden yol alan HEXAFERM de, 2019 yılı için belirlenen yol haritasına göre çalışmalarını sürdürüyor.

Öncelikle röportajımıza yeni görevinizin hayırlı olmasını dileyerek başlamak isteriz. Sizleri daha iyi tanıyabilmemiz için geçmiş tecrübelerinizden ve tarım sektörüyle ilgili ilk görüşlerinizden bahsetmeniz mümkün müdür? 

Çok teşekkür ederim... İşin doğrusu; senelerdir tarım dışı sektörlerde, çeşitli kademelerde yöneticilik yaptım. Önemli olan detay; iş hayatıma tarım ile yakından alakalı olan tavukçuluk sektörü ile adım atmış olmamdır. Tavukçuluk sektöründe de, yine tarım ile uğraşan birçok paydaşımız vardı ve onlardan, iş hayatımın ilk yıllarında çok şey öğrendiğimi özellikle belirtmek isterim. Yıllar sonra tekrar aynı kulvarda olmak, uzun bir ayrılıktan sonra “eve dönmek” gibi geldi diyebilirim. Tarım sektörü ile ilgili ilk etapta söylenebilecekleri şu cümlelerle özetleyebilirim... Tarım sektörü, geçen on yıllarda, gereken ilgiyi, alakayı ve desteği görememiş ama yine de ekonomimizin can damarlarından bir tanesi olmayı sürdürmeyi başaran ender sektörlerden birisi olmuştur. Veysel’in de dediği gibi; toprağın, dolayısıyla tarımın sadık yârimiz olduğunu her dem hatırlamamız ve ona hak ettiği gibi davranmamız gerektiğine inanıyorum.

Geçen yıl ani yükselen döviz kuruna bağlı olarak, girdi maliyetlerinin artışından dolayı, çiftçilerimizin bir kısmı üretimden vazgeçmiş, bir kısmı ise kullanması gereken gübrenin ancak %30’unu kullanabilmişti. Bu noktada yerli üretimin önemi daha da iyi anlaşılmıştı. Bu doğrultuda HEXAFERM’in avantajları nelerdir?

Türkiye’deki altı milyon ton kimyasal gübre tüketiminin yarısının bitmiş ürün olarak, yerli üretilen geri kalan yarısının da ham maddelerinin %90’ının ülkemize ithal geldiği herkes tarafından iyi bilinmektedir. Bu sebeple de, dövize bağlı olarak kimyasal gübre fiyatları birebir fiyat artışı yaşamaktadır. Organomineral gübreler, bu kapsamda ciddi bir avantaja sahiptir. Çünkü içeriklerinin ancak kütlece %50’si kimyasal gübre olmakta, geri kalan yarısı ise yerli üretim olan komposttan meydana gelmektedir. Dolayısıyla da artan kurlar karşısında HEXAFERM’in ürünlerin fiyat rekabeti gittikçe arayı açmaktadır. Örneğin; kur artışından önce DAP gübresinin muadili olan HEXAFERM Süper 8.21.0 gübresinin fiyatı, DAP gübresine oranla %90 seviyesinde iken, kur artışından sonra aynı gübrenin fiyatı DAP’a kıyasla %80 mertebesine gelmiştir. Unutulmamalıdır ki; HEXAFERM organomineral gübreleri, eşit uygulamada kimyasal gübrelere kıyasla tarımsal üretimde verim ve kalite artışı sunmakta, toprakların ıslah sürecini başlatmakta, yer altı sularını korumakta, ithal bir ürünü ikame etmekte ve bütün bunlara ek olarak da tarımsal üreticilere tasarruf sağlamaktadır.

2018 HEXAFERM için de değişim yılıydı. Ancak tarım sektöründeki yansıması farklı oldu. Tarımsal paydaşlarınıza yönetimsel değişiklik ve yansımasıyla ilgili neler söylemek istersiniz? 

HEXAFERM’in üretici firması Hexagon Katı Atık Firması’nda, Mayıs aylarından itibaren ciddi bir nakit ihtiyacı oluşmuştur. Bu ihtiyaç, özellikle Eylül ayı itibariyle müdahale gerektiren bir boyuta ulaşmıştır. İhtiyacın oluşmasındaki en önemli sebeplerden biri; TL olarak yapılan vadeli satışlardan doğan alacaklarla daha kısa vadeli ve dolara bağlı ödemeler arasındaki uyuşmazlık olmuştur.

Diğer sebep ise; Dünya Bankası’ndan alınan ciddi miktardaki dolar kredisinin ödemelerinde, yine kurlara bağlı olarak yaşanan artıştır. Bu süreçte şirkette bir sermaye artışı yapılmış ve şirketin ana ortaklarından Kıraca Holding, bu sermaye artışına ciddi destek vermiştir. İleride şirkette bu gibi bir nakit açığının tekrar doğmasının önüne geçilmesi için de organizasyonda bazı değişiklikler yapılmasına karar verilmiş ve bunun sonunda da, Kıraca Holding tarafından genel müdür ve yardımcıları atamaları yapılmıştır. Kurumsallaşan kadro ve süreçleri sayesinde, HEXAFERM’i hak ettiği dünya markası olma noktasına ulaştırmamız süratlenmiş olacaktır.

Yaşanan nakit problemleri dışında, 2018 yılı HEXAFERM için nasıl geçti? 

Senenin ilk yarısı, HEXAFERM’in bugünlere kadar geçirdiği en başarılı sezon olmuştur. Öncelikle Konya Şeker’in organomineral gübre ihalesi HEXAFERM tarafından kazanılmış ve Konya Şeker’e 21.500 ton ürün gönderimi gerçekleştirilmiştir. Geçtiğimiz ay bu pancarların hasat edilmesiyle birlikte, polar değerlerinin çok memnun edici seviyede olduğu konusunda edindiğimiz bilgiler, bizi daha da memnun etti. Bunun yanı sıra; sözleşmeli patates üreticilerine 15.000 ton mertebesinde ürün sevkiyatı gerçekleştirilmiş ve patates üreticileri ile var olan ticaretin sürekliliği, bir defa daha tescil edilmiştir. Bunlara ek olarak da; yaklaşık 45.000 ton ürün, pancar, mısır, pamuk ve ayçiçeği üreticilerine, bayiiler ve pancar ekicileri kooperatifleri vasıtasıyla sevk edilmiştir. Türkiye’nin bu dönemdeki taban gübre pazarı, yaklaşık 1.2 milyon ton boyutundadır. HEXAFERM olarak bizler de, %7 pazar payı almış olduk. Senenin ikinci yarısında ise, yaşanan sıkıntılarla birlikte yapılan sevkiyatlar da düşmüş ve sonbaharda 40.000 ton gönderim gerçekleştirilerek sene 120.000 ton ile kapatılmıştır. 

Son zamanlarda, 10 yıl öncesi ve sonrası kıyaslanıyor. Biz de bu modaya uyarsak; HEXAFERM 10 yılda nerden nereye geldi? Rakamlarla anlatabilir misiniz?

10 yıl önce, HEXAFERM daha yeni kurulmuştu. Bu kıyaslamanın daha anlamlı olabilmesi için kıyaslamayı 5 sene öncesi ile yapmak isterim. 5 sene öncesinde HEXAFERM, sadece Pamukova fabrikada, üretimi pelet olarak yapılan, ağırlıklı olarak yalnızca sözleşmeli patates üreticileri ile çalışan, senelik gübre ticareti 20.000 ton mertebesinde olan bir firmaydı. 2018 senesinde ise; Pamukova’nın 7 katı kapasiteye sahip, Bilecik’teki fabrikalarında granül olarak da üretim yapan ve 120.000 ton ürün sevk ederek %600 büyümüş bir firma haline gelmiştir.

Dünya’da organomineral gübre ile ilgili yaşanan gelişmelerden bahsetmeniz mümkün müdür?

Dünya’da organomineral gübrelerle ilgili iki önemli gelişme olmaktadır. Bunlardan birincisi; Avrupa Birliği mevzuatlarında yaşanan değişiklerle ilgili bir gelişmedir. Şu anda AB Komisyonu’nda, dairesel ekonomi kapsamında, AB ülke sınırları içerisinde, organik atık içerikli organik ve organomineral gübrelerin ticaretini yaygınlaştırmak ve kullanımına teşvik etmek amacıyla ürünlere ayrı bir tescil verilmesi kabul sürecindedir ve bu kapsamda, 2025’e kadar bu ürünlerin, kullanılan toplam gübrelerin %20’sini oluşturması hedeflenmektedir. İkinci heyecan verici gelişme ise; Dünya Gübre Örgütü, IFA kapsamında, organomineral gübrelerin gittikçe daha fazla yer edinmesidir. IFA’nın internet sitesinden de görüleceği üzere, yapmakta olduğu yayınlarda toprak sağlığı ve sürdürülebilir tarımsal üretim anlamında, Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile de uyum içinde olarak, organik ve kimyasal gübrelerin birlikte kullanımına artan miktarlarda yer vermektedirler. Bütün bu gelişmeler, HEXAFERM’in 2011 senesinde başlayan serüveninin, Dünya’da gittikçe önem kazanan bir konu olmaya başladığına ışık tutuyor.

Organomineral gübreler ile organik gübreler arasındaki kavram karışıklığı, sıkça karşılaştığımız bir konudur. Bu iki ürün arasındaki farklılıkları ve organik gübrelere ilişkin görüşlerinizi paylaşmanız mümkün müdür?

 Çok önemli bir konuya değindiğiniz için teşekkür ederim. Organik gübreler ve organomineral gübreler arasındaki ortak nokta; ikisinin de ürün yapısında, toprağın ihtiyaç duyduğu organik maddelerin bulunmasıdır. Farklı olan nokta ise; organomineral gübrelerde, verimli tarımsal üretim için gerekli olan bitki besin maddelerinin, mineral yani inorganik yapılarda dahil edilmesidir. Bu, organik gübrelerde, bitki besinlerinin sadece organik kaynaklar vasıtasıyla dahil edilmesi ile olur. Organomineral gübreler ile çok daha düşük maliyetle daha yüksek NPK’lı ürünler elde edilebilirken, organik gübrelerde daha yüksek maliyetle daha düşük NPK’lı ürünler elde edilebilir. Bu kapsamda, organomineral gübreler ile çok daha ekonomik şartlarda, daha yüksek verim ve kalitede tarımsal üretim yapılabilmektedir.

Katı atık yönetimi konusunda, Sayın Emine Erdoğan önderliğinde özel ve kamu sektörü ile STK’lar, projeler geliştirip hayata geçiriyor. Hexagon, bu konu gündemde değilken, bu alana yatırım yapmış ve geleceği görmüş bir firma. Peki Türkiye’nin geldiği bu noktayı, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli buluyor musunuz? 

Sayın Emine Erdoğan’ın önderliğini yaptığı Sıfır Atık Projesi, Türkiye açısından çok önemli bir atılımdır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile imzaladığı fasıllardan bir tanesi de, atıklarla ilgili fasıldır ve buna göre, oluşan katı atıkların %65’inin, düzenli depo alanlarına ulaşmadan, bir şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir. Böyle bir hedefe ulaşmak, ciddi bir milli irade gerektirmektedir. Bu irade de, Sıfır Atık Projesi ile ortaya konmuştur. Atık bertarafının önündeki en büyük engel; bunun belli bir maliyet doğurmasıdır. Maalesef şu anda, atıkları geri dönüşüm, biyogaz, kompost veya organomineral gübre olarak bertaraf edecek özel sektör firmaları, belediyelerden yeterli bertaraf ücretini alamamaktadır. Bertaraf işleminin en ekonomik şekilde yapılmasının yolu; katı atıkların organomineral gübreye dönüştürülmesi ve ithal toprak ve su kaynaklarına hasar veren kimyasal gübrelerin, yerli ürünlerle ikame edilmesi olacaktır. Bu kapsamda Tarım Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından, 7-11 Şubat tarihleri arasında bir çalıştay yapılmıştır ve buradaki ana tema, katı atıkların bu şekilde değerlendirilebilmesi için Tarım ve Çevre Bakanlıklarına düşen görevler olmuştur.

Katı atıklardan elde edilen organomineral gübrelerin kullanımı ve yaygınlaştırılması neden önemli? Desteklenirse çiftçilerimizin, ülkemizin kazancı ne olur?

Tarımsal üreticilere olan kısa dönemli faydası; daha düşük maliyet ile daha yüksek rekolte ve kalitede ürün almaları şeklinde olacaktır. Yani bu da, refah seviyelerinin artması anlamına gelecektir. Uzun dönemde ise; kendi tarlalarında üretim yapan tarımsal üreticilerin topraklarının kalitesinin artması ve ilerleyen senelerde bununla bağlantılı olarak düşük kalitedeki topraklarda üretim yapmakla ilgili tarımsal üretim maliyetlerinin düşmesi ve karlılıklarının da bunun sonucunda artması anlamına gelecektir. Türkiye’ye olan faydası, tarımsal üretim geleceği olarak değerlendirilirse; topraklarının ıslah süreci başlayacak ve bu şekilde tarımsal üretim potansiyeli sürdürülebilir bir şekilde güvence altına alınmış ve artmış olacaktır. Su kaynaklarına karışan azotlu gübre miktarı azaltılacak ve bu sayede yine tarımsal üretim güvence altına alınacak, halk sağlığı korunmuş olacaktır. Türkiye’ye ekonomik anlamda faydaları değerlendirildiğinde ise; ithal edilen kimyasallar yerli üretimle ikame edileceği için ithalatın cari açık üstündeki menfi etkisi bertaraf edilmiş olacak, yerli üretimle istihdam sağlanmış olacak ve belediyeler üstünde ciddi bir yük olan atık bertaraf maliyetleri, ilgili bertaraf organomineral gübreler üstünden sağlandığından ciddi anlamda düşüş gösterecektir. Son ve en önemli olarak da; topraklarda organik madde ve pH problemi, ithal kimyasal gübre bağımlılığı ve katı atık bertaraf problemi, sadece Türkiye’nin problem değil, Dünya’da gelişmekte olan veya gelişmiş birçok ülkenin temel problemleri arasındadır. Türkiye’deki inovasyonlar sonucunda geliştirilen bu süreç ve teknoloji, diğer ihtiyaç duyan ülkelere ihraç edilebilecek ve bu sayede Türkiye tarafından Dünya’ya, teknoloji ihracatı gerçekleştirilmiş olacaktır.