Basın Odası

Atıktan Değer Yaratıyor, Tarıma Can Suyu Oluyor.

Türkiye’de tarım arazileri kaybolmaya devam ederken, toprağın veriminde de  kimyasal gübre kullanımı nedeniyle düşüşler izleniyor. Milli Tarım Politikası, işte tam da bu nedenle doğal gübrenin kullanımını teşvik ederken, Hexagon Katı Atık geliştirdiği organomineral gübre HEXAFERM ve kurguladığı iş modeli ile bu sorunların tamamına sebep olan etkenleri azaltmaya yönelik bir çözüm sunuyor.

Bir Kıraça Holding ve Hexagon Grubu kuruluşu olan Hexagon Katı Atık ve ona ait organomineral gübre markası HEXAFERM, kurguladığı iş modeli ile Türkiye’nin tarım ürünleri üretimindeki kayıpların önüne geçmeyi ve tarım arazilerinin verimini artırmayı hedefliyor. HEXAFERM Operasyonel Pazarlama ve Satış Müdürü Hüseyin Murat Öcal, günümüzde dünya su kaynaklarının sağlığı, çevre kirliliğinin kontrol altına alınması, gıda ihtiyacının karşılanması, yenilenebilir kaynaklardan fosil enerjilerini ikame edecek yeterli enerji üretimi ile karbon salımının kontrol altına alınması gibi geleceğimizi ilgilendiren konuların küresel gündemdeki önceliğini koruduğunu söylüyor. Öcal, 2050 yılında 9 milyarı geçmesi beklenen dünya nüfusunu doyurabilmek için gıda ve tarım üretiminin yüzde 60 seviyesinde artması gerekliliğinin de altını çiziyor. Ancak bu artışın ana üretkenlerinden biri olan kimyasal gübreleme tarım arazilerinin verimliliğini giderek azaltıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) verilerine göre 1995 yılında 27 milyon hektar olan tarım alanları, evsaf kaybı ve tarım dışı kullanım nedeniyle 2015 yılı itibarıyla 24 milyon hektara düşmüş durumda. Murat Öcal, bununla birlikte, verimli tarım için topraktaki organik madde miktarının en az yüzde 4 olması gerektiğini, Türkiye’deki tarıma elverişli arazilerin yüzde 95’inin ise organik madde açısından yüzde 4’ün altında kaldığını söylüyor. “Hatılayacaksınızdır, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bu konuya, 14 Kasım 2016 tarihli Milli Tarım Buluşması’nda yaptığı konuşmada değinmiş ve topraklarımızı doğallıktan uzak azotlu gübreyle mahvettiğimizi söylemiş; ‘Milli Tarım Politikası’ çerçevesinde doğal gübreye dönmek zorunda olduğumuzu, atıklardan kompost üreterek bunları gübrelemede kullanabileceğimizi belirtmişti” diyerek devam eden Öcal ile hem Hexagon Katı Atık’ın kuruluş ve var oluş nedenlerini, hem Türkiye’deki çevre bilincini hem de Ceynak ile iş ortaklığını konuştuk.

“SEKTÖR STANDARTLARINDA ZAYIFIZ”

Türkiye’deki atık yönetimi bilinci için neler söyleyebilirsiniz? Vahşi depolama yönteminden atıkların rasyonel bertarafına geçişte yerel yönetimlere nasıl görevler düşüyor?

Katı atık sektörü Türkiye’de halen gelişen ve şekillenen bir alan. Sektör standartları konusunda zayıfız ve uygulamaları da bu standartlara uymakta zorlanan bir yapıya sahibiz. Ancak sektörümüzün hızla AB normlarına uyan ve mevzuat ile bu standartların uygulatılmakta olduğu bir yapıya dönüştüğünü de söylemeliyiz. Mevzuatımız henüz genç ve şekillenmeye devam ediyor: Kendi içinde en gelişmiş mevzuatlardan biri olmasına rağmen, bu ve benzer uygulamaları belki yarım asırdan beri adım adım uygulamayı deneyen devletlerin endüstriyel yapılarının bile tam uyamayacağı yaptırımları barındırıyor. Bu durum ise ister istemez, uygulayan ve sıkıntıya düşen ile uygulayamayan ve daha rahat olanlar gibi farklı yaklaşımların oluşmasına ve haksız rekabet ortamının doğmasına da sebep oluyor. Geçiş dönemini ve doğal sıkıntıları aştıktan sonra sektörümüzün gelişmiş ve etkin bir yapıya bürünmesini bekleyebiliriz.

Türkiye’de henüz güçlü bir çevre bilinci oluşturulamamış durumda. Bireyler olarak atıkların kategorize edilmesi ve geri dönüşüm/ kazanım bilincinin yaygınlaştırılması için neler yapılabilir?

Çevre bilincinin oluşturulması, yani bireylerin eğitilmesi had safhada önem taşıyor. Bizler, entegre katı atık yönetimi ihalesini kazandığımız Sakarya ve Bilecik illerinde öncelikli olarak halkı eğitmeye büyük önem veriyoruz. Atıkların geri kazanımının en verimli, en sağlıklı ve en ekonomik yolu kaynağında ayrı biriktirme ve ayrı toplamadır. Örneğin Biosun Pamukova; hayata geçirdiği ayrı toplama uygulaması ile ambalaj atıkları ve organik atıkların oluştuğu yerde, atığı üreten bireyler tarafından, temiz ve sağlıklı bir şekilde ayrı torbalar veya kutular içinde biriktirilmesini, biriktirilen bu atıkları değerlendirilemeyen atıklardan ayrı olarak temiz ve düzenli bir şekilde toplayıp tesise ulaştırılmasını ve burada türlerine göre ayrılarak geri kazanılmasını sağlıyor. Dolayısıyla da Biosun Pamukova; halkın atıkları ayrı biriktirmesini sağlamak, atık ayrıştırmayı bir yaşam kültürü haline getirerek olumlu davranış değişikliği kazandırmak, sağlıklı bir veri tabanı oluşturmak ve sistemin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla hane halkında eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına da düzenli olarak devam ediyor. Bu eğitimler sayesinde halkımız bilinçlenirken, ayrı biriktirilen atıkların geri dönüşüme katılmasıyla çevresel sorunların önüne geçiliyor ve doğal kaynakların tükenmesi önleniyor. Bu bilinç ile sadece doğa ve çevre değil, ülke ekonomisi de kazanıyor.

Türkiye ve dünyadaki katı atık yönetimini karşılaştırdığımızda nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Ülke olarak eksik kaldığımız noktalar neler?

Türkiye’nin AB ile imzaladığı Çevre Faslı, organik atıkların (evsel katı atıklar) düzenli depolara gömülmeden önce bertaraf edilmesini öngörüyor. Dolayısıyla yerel yönetimler, bugüne kadar uyguladıkları “vahşi depolama” yöntemini bırakıp kentsel atıklarını rasyonel biçimde bertaraf etmek zorunda. 2014 yılı TÜİK verilerine göre günlük kişi başı 1,08 kilogram katı atık üretilen Türkiye’de atık hizmeti veren 1391 belediye, yıllık 30 milyon ton atığı yönetmek zorunda. Bu 1391 belediyeden ise AB standartlarında düzenli atık depolama alanına sahip ve bu atıkları değişik şekillerde değerlendirme imkanını da bünyesinde barındıran işletme sayısı oldukça düşük. Hedef; katı atıkların üretimini kaynakta asgariye indirirken, toplanan kentsel katı atıkların da azami oranda değerlendirilmesi, yani geri dönüşüm ve geri kazanımı en yüksek mertebeye çıkaracak teknolojilerin uygulanması olmalıdır.

“ATIKTAN DEĞER YARATIYORUZ”

Dünyanın en kapsamlı entegre katı atık yönetimi tesisi olan Biosun Pamukova Tesisleri’nin yetkinlikleri nelerdir?

Dünyada kurulmuş endüstriyel boyuttaki ilk organomineral gübre üretim tesisi olan Biosun Pamukova Entegre Katı Atık Yönetimi (EKAY) Tesisi’ni atıktan değer yaratmak üzere, kademeli olarak Sakarya’nın Pamukova ilçesinde 2010 yılında faaliyete geçirdik. Bu tesis yılda 25 bin ton organomineral gübre üretme kapasitesine sahip. Pamukova’nın yanı sıra Bilecik’te de tesislerimiz bulunuyor. Biosun Pamukova’da yarattığımız özgün teknolojileri, tesis yatırımı dahil beş yıl süren on milyonlarca dolar boyutundaki Ar-Ge çalışmaları neticesinde geliştirerek, 26 milyon dolarlık yeni bir yatırımla, Ekim 2016 itibarıyla Bilecik’te devreye aldık. Yapımına Ocak 2016’da başladığımız, 40 bin metrekare arazi üzerine kurulu ve yılda 175 bin ton organomineral gübre üretme kapasitesine sahip Pazaryeri Organomineral Gübre Üretim Tesisi de aynı zamanda dünyanın en büyük organomineral gübre üretim tesislerinden biri olma özelliğine sahip. Bu tesisimiz de atıktan elde edilen kompost kaynaklı organik madde ile organomineral gübre üretiyor. Pazaryeri Tesisi’nin en önemli ham maddesi olan kompostu ise yine Bilecik’te kurduğumuz dünyanın en büyük entegre katı atık yönetimi tesislerinden biri olan Biosun Bilecik Entegre Katı Atık Yönetimi (EKAY) Tesisi’nde üretiyoruz. Bu tesisi, Bilecik Belediyeler Birliği ile imzaladığımız 29 yıl süreli evsel atık yönetimi imtiyaz sözleşmesi kapsamında kademeli olarak devreye aldık. Pazaryeri Tesisi’nden tam bir ay sonra, kademeli olarak Kasım 2016’da faaliyete geçen Biosun Bilecik EKAY Tesisi, kompost üretim ayağının yanı sıra yılda 120 bin ton evsel, tarımsal ve endüstriyel atık işleme ve bu atıklardan yılda 60 bin ton kompost üretme kapasitesine sahip. Bugüne kadar yapılan 55 milyon doları aşkın Ar-Ge ve teknoloji harcamaları sonrasında 29 milyon dolarlık yeni bir yatırımla kurulan bu tesis; yılda 12 milyon KWh elektrik, 12,5 milyon KWh ısı ve 20 bin ton karbon kredisi üretecek. Ayrıca yatırımın parçası olan düzenli depolama tesisinde ise Bilecik ilinin yıllık 122 bin 500 ton atığı 20 bin tonun altına kadar indirgenecek ve bertaraf edilerek gömülecek.

Bu tesisler için yapılmış ve yapılmakta olan Ar-Ge harcamalarının boyutunun tesis yatırımına kıyasla oransal büyüklüğü; atıkların en etkin şekilde değerlendirilip ekonomiye geri kazandırılmaları ve verimli bir şekilde kullanılabilir değere döndürülmelerinin gereğidir. Ancak kendi içinde ekonomik fizibilitesi olan ve serbest piyasada diğer ürünlerle rekabet edebilecek kalite ve performansta ürünlerin mana ifade eden ve süreklilik sağlayacak ekonomik boyutta üretilmeleri de ciddi araştırma sonucunda ortaya çıkmaktadır. Tesislerimizin en büyük ayrıştırıcı özelliklerinden biri, işte budur. 2018 yılı sonunda faaliyete geçirmeyi planladığımız Ödemiş Tesisi’nin de aynı şekilde ciddi bir değerlendirilmiş ürün katma değeri yaratmasını hedefliyoruz. Tesislerimizin diğer katı atık tesislerine göre en büyük farkı, A’dan Z’ye entegre bir hizmet veriyor olmalarıdır. Öncelikle tesislerimizin kurulduğu bölgelerdeki halkı atık ayrıştırma konusunda eğitiyor ve atıkları kaynağında ayrıştırarak topluyoruz. Daha sonra bu atıkları tesislerimizde işliyoruz, ambalaj atıklarını geri dönüşüme yolluyoruz; organik atıklardan özel uygulamalar sonucunda tarımda kullanılabilen organik madde zengini kompost üretiyoruz; bu kompostu ek süreçlerden geçirerek organomineral gübreye dönüştürüyoruz. Tesislerimizde ayrıca biyogaz aracılığıyla elektrik ve ısı enerjisi elde ediyor; değerlendirilemeyen atıkların da nihai bertarafını sağlıyoruz. Yani atıktan değer yaratmanın yanı sıra topluma ve çevreye katkı sağlıyor, enerji üretiyor, ambalaj atıklarının geri dönüşümüne yönelik ayrıştırma yapıyor, karbon salımının azaltılmasına fayda sağlıyor ve bölge halkını verdiğimiz eğitimlerle çevre konusunda bilinçlendiriyoruz.

Hexagon Katı Atık’ın Ceynak ile işbirliği için neler söyleyebilirsiniz?

Ceynak ile iş birliğimiz henüz bir yılı doldurmamış olmasına rağmen, köklü bir firmayla çalışmaktan çok memnunuz. Başarılı iş birliğimizin uzun yıllar devam edeceğini umuyoruz.

Çözüm ortağı olarak Ceynak’ı tercih etme nedenleriniz nelerdi?

Gübre lojistiğinde en büyük sıkıntı yüklü tonajların kısa zamanda teslim edilememesidir. Bu bağlamda, sektördeki lojistik tecrübesi, geniş filo ağı, uzman ekibi ve müşteri odaklı yaklaşımı Ceynak’ı öncelikli olarak tercih etme sebebimiz oldu. Ceynak’ın ekibi gece-gündüz demeden firmamıza her zaman destek olmaya devam ediyor.